Connect with us

FİLM

Bohemian Rhapsody (2018) Filmi – Queen, Freddie Mercury ve Gerçekler

Published

on

Bazı müzik filmleri vardır; izlerken hikâyeden çok müziğin kendisini düşünürsünüz. Bohemian Rhapsody de benim için biraz böyle bir film. Queen ve Freddie Mercury gibi zaten başlı başına sinema filmi kadar büyük bir hikâyeyi beyazperdeye taşımak kolay değil. Üstelik karşınızda sadece bir rock grubunun yükselişi değil, müzik tarihinin en önemli sahne karakterlerinden birinin hayatı var.

2018 yapımı Bohemian Rhapsody, Queen’in kuruluşundan 1985’teki Live Aid performansına kadar uzanan dönemi merkezine alıyor. Freddie Mercury’yi Rami Malek canlandırırken Brian May’i Gwilym Lee, Roger Taylor’ı Ben Hardy, John Deacon’ı ise Joseph Mazzello canlandırıyor.

Filmin en güçlü tarafı şüphesiz Rami Malek.

Malek’in Freddie Mercury’yi birebir taklit etmeye çalışmak yerine onun sahnedeki enerjisini, beden dilini ve seyirciyle kurduğu ilişkiyi yakalamaya çalışması oldukça başarılı. Özellikle sahne performanslarında Freddie’nin mikrofonu kullanma biçimi, yürüyüşü ve hareketleri üzerinde ciddi bir çalışma yapıldığı belli oluyor. Bu performans Malek’e 2019’da En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını da kazandırdı. Film aynı törende kurgu, ses kurgusu ve ses miksajı dallarında da Oscar aldı.

Advertisement

Fakat Bohemian Rhapsody‘yi yalnızca bir Freddie Mercury performansı olarak değerlendirmek de haksızlık olur. Queen’in müzikal üretim sürecini gösteren bölümler filmin en keyifli tarafları arasında.

“Bohemian Rhapsody”nin kayıt süreci, grubun şarkı üzerinde yaptığı çalışmalar, EMI yöneticileriyle yaşanan anlaşmazlıklar ve Queen’in klasik rock kalıplarının dışına çıkması filmin müzik tarafını güçlendiriyor. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Filmde gördüğümüz her olay birebir yaşanmış değil.

Zaten Bohemian Rhapsody‘nin en tartışmalı tarafı da bu.

Gerçek Queen mi, Hollywood’un Queen’i mi?

Filmin en büyük tarihsel değişikliklerinden biri Live Aid bölümünde karşımıza çıkıyor.

Advertisement

Filmde Queen’in üyeleri solo projelere yönelmiş, grup uzun süredir birlikte sahne almamış ve Live Aid adeta grubun yeniden bir araya gelmesini sağlayan büyük bir fırsat olarak gösteriliyor.

Gerçekte ise durum böyle değildi.

Queen, The Works albümünün turnesine Ağustos 1984’te başladı ve Avrupa, Kuzey Amerika, Japonya ve diğer bölgelerde konserler verdi. Turne Mayıs 1985’te sona erdi. Live Aid ise 13 Temmuz 1985’te gerçekleşti. Yani Queen, Wembley’deki o meşhur performanstan yaklaşık iki ay önce hâlâ turnede olan aktif bir gruptu. Dolayısıyla Live Aid bir “yeniden birleşme konseri” değildi.

Filmde Freddie’nin solo kariyeri ile Queen arasındaki gerilim de oldukça dramatik hale getiriliyor. Oysa grup üyelerinin solo çalışmaları filmde anlatıldığından daha karmaşık bir döneme yayılıyordu. Örneğin Roger Taylor’ın iki solo albümü Freddie Mercury’nin Mr. Bad Guy albümünden önce yayımlanmıştı.

Advertisement

Bir diğer dikkat çekici nokta ise filmdeki bazı karakterlerin gerçek kişilerle birebir örtüşmemesi. Örneğin Mike Myers’ın canlandırdığı Ray Foster, filmde Queen’in müziğine mesafeli duran EMI yöneticisi olarak karşımıza çıkıyor. Karakter gerçek bir kişi değil; senaryoda dramatik amaçlarla oluşturulmuş bir karakter. Bu nedenle filmdeki bazı tartışmaları gerçek Queen tarihi olarak kabul etmemek gerekiyor.

Filmin en büyük tarihsel problemi: HIV/AIDS

Bence filmin en fazla eleştiriyi hak eden bölümü Freddie Mercury’nin HIV teşhisiyle ilgili.

Filmde Mercury, Live Aid öncesinde HIV pozitif olduğunu öğreniyor ve bunu grup arkadaşlarına açıklıyor. Bu olay daha sonra grubun yeniden kenetlenmesine ve Live Aid performansının duygusal zirvesine dönüşüyor.

Sinematik açıdan bakıldığında oldukça etkili bir sahne.

Advertisement

Fakat tarih açısından problemli.

Mercury’nin HIV teşhisinin tam tarihi konusunda kaynaklarda farklı değerlendirmeler bulunuyor; ancak güvenilir biyografik kaynaklar teşhisin 1986 veya 1987 civarında gerçekleşmiş olabileceğini belirtiyor. Dolayısıyla 1985’teki Live Aid performansından hemen önce teşhis aldığına dair filmdeki anlatım gerçeği yansıtmıyor. Ayrıca Mercury’nin hastalığını Live Aid öncesinde grup arkadaşlarına açıkladığına dair de güvenilir bir kanıt bulunmuyor. Brian May’in daha sonraki anlatımlarına göre grup üyeleri Mercury’nin teşhisini çok daha sonra, 1989’da The Miracle albümü döneminde öğrendi.

Burada filmin yaptığı değişiklik bana göre gereksiz.

Çünkü Freddie Mercury’nin gerçek hayatı zaten yeterince dramatik. Hikâyeyi güçlendirmek için gerçek zaman çizelgesini değiştirmeye ihtiyaç yoktu.

Advertisement

Live Aid sahnesi neden bu kadar etkileyici?

Filmin finalindeki Live Aid bölümü ise bambaşka bir konu.

1985 yılında Wembley Stadyumu’nda gerçekleşen Queen performansı, rock tarihinin en unutulmaz sahne performanslarından biri olarak kabul ediliyor. Film bu yaklaşık 20 dakikalık performansı neredeyse başlı başına bir final bölümü haline getiriyor.

Ve bence film bunu çok iyi başarıyor.

Freddie’nin seyirciyle kurduğu iletişim, “Radio Ga Ga” sırasında tribünlerin alkışları, “Hammer to Fall”, “We Are the Champions” ve “Bohemian Rhapsody” bölümleri oldukça etkileyici biçimde yeniden yaratılmış.

Advertisement

Fakat burada da ilginç olan şu: Gerçek Live Aid görüntülerini izlediğinizde Freddie Mercury’nin sahnedeki doğal enerjisinin hâlâ başka bir seviyede olduğunu görüyorsunuz. Rami Malek’in performansı başarılı olsa da gerçek görüntülerdeki Mercury’nin kontrolü ve sahne hakimiyeti kolay taklit edilebilecek bir şey değil.

Freddie Mercury’nin özel hayatı neden daha fazla anlatılmadı?

Filmin bir başka tartışmalı tarafı Freddie Mercury’nin özel hayatının ele alınış biçimi.

Mercury’nin ilişkileri, cinsel kimliği, parti hayatı ve 1980’lerde yaşadığı dönem filmde var; ancak bunların önemli bir kısmı oldukça kontrollü biçimde işleniyor. Film daha çok Freddie’nin müzikal başarıları, Queen içerisindeki sorunları ve Mary Austin ile ilişkisi üzerinden ilerliyor.

Bu tercih anlaşılabilir. Çünkü film geniş bir izleyici kitlesine yönelik büyük bütçeli bir müzik biyografisi. Ancak Mercury’nin hayatındaki daha karanlık ve karmaşık dönemlerin daha cesur biçimde ele alınması filmi çok daha derin bir biyografiye dönüştürebilirdi.

Advertisement

Bunun yerine film çoğu zaman seyirciyi Freddie’nin trajedisinden çok Queen’in müziğine geri götürüyor.

Belki de bu bilinçli bir tercih.

Peki film başarılı mı?

Bence evet.

Ama Bohemian Rhapsody‘yi başarılı yapan şey tarihsel doğruluğu değil.

Advertisement

Filmin gücü müzikte.

Queen’in şarkılarını sinema salonunda büyük bir ses sistemiyle dinlemek, Live Aid performansını yeniden yaşamak ve Freddie Mercury’nin sahnedeki karakterini görmek gerçekten keyifli.

Ancak filmi izlerken “Bu gerçekten böyle mi olmuştu?” sorusunu sürekli soruyorsanız, bazı cevapların hayır olduğunu bilmek gerekiyor.

Bu nedenle benim gözümde Bohemian Rhapsody, tam anlamıyla bir Queen biyografisi değil. Daha çok Queen’in gerçek hikâyesinden yola çıkan, Hollywood’un dramatik anlatımını kullanan bir müzik filmi.

Advertisement

Ve belki de filmin en büyük başarısı burada ortaya çıkıyor.

Queen’i zaten bilen bir izleyici için film zaman zaman sinir bozucu tarihsel değişiklikler içeriyor. Fakat Queen’i hiç tanımayan bir izleyici için ise grubun müziğine açılan oldukça güçlü bir kapı.

Filmden sonra Queen’in gerçek Live Aid performansını, eski konser kayıtlarını ve albümlerini açıp dinlemek istiyorsanız, Bohemian Rhapsody amacına ulaşmış demektir.

Benim için filmin özeti şu:

Advertisement

Gerçek Queen’in hikâyesi daha karmaşık, daha dağınık ve muhtemelen daha ilginçti. Ama sinema filmi olarak Bohemian Rhapsody, Queen’in müziğini ve Freddie Mercury’nin sahne üzerindeki büyüsünü geniş bir kitleye yeniden hatırlatmayı başarıyor.

Bu yüzden filmi bir tarih belgesi olarak değil, Queen’in müziğine yazılmış büyük ve gösterişli bir sinema selamı olarak görmek daha doğru.

Ve filmi izledikten sonra hâlâ aklınızda “I want to break free”, “We Will Rock You” ya da “Bohemian Rhapsody” dönüyorsa, filmin en önemli şeyi başardığını söyleyebiliriz: Queen’i yeniden dinletmek.

Advertisement

About The Author

Continue Reading
Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir