ROCK
Alice Cooper Röportajı 2026

“Son albümü The Revenge of Alice Cooper ile yeniden gündemde olan efsane isimle İstanbul konseri öncesi shock rock’ın geçmişini ve bugününü, sahne sanatının değişen doğasını, Hollywood Vampires’ı ve rock müziği konuştuk.”
Röportaj: Linwe Tiwele

1) 70’lerde birçok insan sizin “çok karanlık” olduğunuzu düşünüyordu. Bugün bu estetik, ana akım pop kültürünün bir parçası haline geldi. Sizce insanlar nihayet Alice Cooper’ı yakalayabildi mi?
Bence yakalamış olabilirler. 70’lerin başında insanlar makyajı, yılanları, giyotinleri ve korku unsurlarını gördüklerinde hemen işin içinde kötü, şeytani bir şeyler olduğunu varsaydılar. Bu çok komikti çünkü biz kendimizi her zaman vodville harmanlanmış bir korku filmi gibi görüyorduk. Hiçbir zaman sadece karanlık olsun diye karanlık bir iş yapmadık. Bizim için bu bir eğlenceydi. O dönemde insanlar bizimle ne yapacaklarını tam bilemediler. Ebeveynler bizden nefret ediyordu, çocuklar ise bayılıyordu; bu da muhtemelen rock and roll’un yapması gerekeni tam olarak yaptığımız anlamına geliyordu.
Ama şimdi, bunca yıldan sonra dünya değişti. Çizgi romanlar ana akım oldu. Süper kahramanlar ana akım oldu. Korku filmleri ana akım oldu. İnsanlar bugün Alice Cooper’ın yaptığı her şeyden çok daha karanlık yapımları ekran başında soluksuz izliyor. Bu yüzden belki de seyirci en başından beri ne yapmaya çalıştığımızı nihayet anladı. Biz kimseyi travmatize etmeye çalışmıyorduk. Bir dünya yaratmaya çalışıyorduk. Alice Cooper hiçbir zaman Şeytan olmadı. Hiçbir zaman kötü biri değildi. O aslında Dracula, Frankenstein, Kaptan Hook ve tüm o eski film canavarlarının tek bir vücutta toplanmış haliydi… Tabii biraz mizah anlayışları olsaydı!
Bence insanlar artık Alice Cooper’ın aslında eğlenceli biri olduğunu fark ediyor. O, sadece bir hız treninin (roller coaster) tehlikeli olduğu kadar tehlikeli. Güvenli bir şekilde geri döneceğinizi bilirsiniz ama yine de o sürüşün keyfini çıkarırsınız. Fikir her zaman buydu.
2) Kariyeriniz boyunca müzik, sinema, televizyon ve popüler kültürün pek çok alanında çalıştınız. Bugün kendinizi daha çok bir müzisyen olarak mı yoksa bir şovmen (entertainer) olarak mı görüyorsunuz? Yoksa her ikisi de mi?
Kendimi her zaman ikisi birden olarak gördüm. Müzik her şeyden önce gelir çünkü şarkılar olmadan bunların hiçbiri var olamaz. Kalıcı olan şarkılardır. Beatles bize bunu öğretti. Elli yıl sonra bile insanlar o şarkıları hâlâ söylüyor çünkü onlar harika şarkılar.
Ama ben hiçbir zaman sahnede dikilip sadece şarkımı söyleyen biri olmak istemedim. Bir deneyim yaratmak istedim. İnsanların arenadan ayrılırken, “Bu gece olanlara inanamayacaksınız” demelerini istedim. Bu yüzden Alice Cooper’ı her zaman rock and roll’un içinde yaşayan tiyatral bir karakter olarak gördüm. Müzik her şeyi yönlendirir, ancak şov bu şarkılara başka bir boyut kazandırır. Sinemayı severim. Televizyonu severim. Komediyi severim. Korkuyu severim. Tüm bunları seviyorum ve bunlar doğal olarak Alice Cooper’ın bir parçası haline geldi. Ancak sahnedeki her dekoru, her kostümü ve her özel efekti söküp atsanız bile, ben yine de o şarkıların tek başına insanlara işlemesini isterim. Dolayısıyla evet, bence müzisyenlik ve şovmenlik el ele gider. Biri olmadan diğeri benim için eksik hissettirirdi.
3) 70’lerde sahnedeki kan, giyotinler ve yılanlar insanları gerçekten şoke ediyordu. Bugün ise dünya çok daha karanlık ve uç noktalarda hissettiriyor. Sanat yoluyla izleyiciyi hâlâ şoke etmek mümkün mü, yoksa “shock rock” kavramının anlamı değişti mi?
İnsanları 70’lerde şoke ettiğimiz gibi şoke edebileceğinizi sanmıyorum. O zamanlar tek yapmanız gereken anne babaları çileden çıkarmaktı ve bir anda “tehlikeli” oluveriyordunuz. Bugün ise haberleri açıyorsunuz ve gerçekliğin kendisi sahnede sergileyebileceğim her şeyden daha şoke edici. Bu yüzden “shock rock”ın anlamının değiştiğini düşünüyorum. Artık mesele insanları infiale uğratmak değil. Mesele şaşırtmak. Mesele hayal gücü. İnsanların daha önce görmediği bir şey yaratmak.
İnsanlar benim gösterilerime rahatsız edilmeyi bekleyerek gelmiyorlar. Alice Cooper’ı görme beklentisiyle geliyorlar. Giyotin istiyorlar, yılan istiyorlar, idam sahnesin istiyorlar. Bunlar artık mitolojinin bir parçası haline geldi. Bugünün zorluğu insanları şok etmek değil. Zorluk, herkesin dikkat çekmek için savaştığı bir dünyada onları eğlendirmek. İnsanları büyülemeye devam etmelisiniz. Bu, sadece tartışma yaratmaktan çok farklı bir şey. Her zaman şuna inandım: Eğer ertesi gün hala seyirci gülümsüyor, çığlık atıyor, şarkı söylüyor ve şov hakkında konuşuyorsa, işinizi yapmışsınız demektir.
4) Bugün pek çok harika rock ve metal grubu var ancak büyük ölçekli sahne şovları ve tiyatral unsurlar çok daha nadir görülüyor. Sizce rock müzik, bu unsur ortadan kalktığında bir şeyler kaybediyor mu?
Bence her grup kendisine doğal olarak ne uyuyorsa onu yapmalı. Herkesin giyotinlere ve canavarlara ihtiyacı yok. Eğer AC/DC iseniz, AC/DC’yi yaparsınız. The Rolling Stones iseniz, The Rolling Stones’u yaparsınız. Ama bence rock and roll’un her zaman görsel bir yönü olmuştur. Elvis bunu anlamıştı. Bowie anlamıştı. KISS anlamıştı. Biz anladık. Rock and roll, hayatın kendisinden daha büyük hissettirmeli. İnsanlar iki saatliğine gerçeklikten uzaklaşmak için para ödüyor. Onlara unutulmaz bir şey verin.
Harika bir konser tüm duyuları harekete geçirmeli. Kulağa harika gelmeli ama aynı zamanda harika da görünmeli. Bu yüzden şovumu her zaman bir Broadway prodüksiyonu, bir korku filmi ve bir rock konseri karışımına benzetiyorum. Tiyatral unsurlar tamamen ortadan kalktığında, rock müziğin o büyülü havasının bir kısmını kaybettiğini düşünüyorum. Seyirci o akşam için tamamen başka bir dünyaya adım atmış gibi hissetmeli.
5) “Black Mamba”, klasik Alice Cooper ruhunu yakalarken aynı zamanda taze ve modern bir sound’a sahip. Eski tarz “shock rock” ruhunu canlı tutarken güncel kalmanın sırrı nedir?
Ben hiçbir zaman trendlerin peşinden koşmadım. Trendlerin peşinden koşmaya başladığınız an, zaten geride kalmışsınız demektir. Hard rock, dürüst olduğu için hayatta kaldı. Gitar odaklı hard rock asla gerçekten yok olmaz. Punk gelir ve gider. Grunge gelir ve gider. Farklı tarzlar yükselir ve düşer. Ama rock her zaman tam ortada ilerler.
İşin sırrı, genç görünmeye çalışmamak. Kimse 78 yaşındaki bir adamın 25 yaşındaymış gibi davranmasını dinlemek istemez; istedikleri şey özgünlüktür. Bu yüzden albüm yaparken kendimize tek bir soru sorarız: “Bu sound Alice Cooper gibi mi?” Eğer cevap evetse, doğru yoldayız demektir. Prodüksiyonu modernize edebilirsiniz. Yeni fikirler sunabilirsiniz. Ama DNA bozulmadan kalmalı. Kişilik, tavır ve enerji gerçek hissettirmeli. Alice Cooper benim en sevdiğim rock yıldızı olarak kaldığı sürece, işler benim için yolunda demektir.
6) The Revenge of Alice nostaljik bir yeniden birleşme albümü gibi değil, grubun orijinal ruhuna sadık ve canlı bir albüm gibi geliyor. Bu albümü yaparken korumak istediğiniz en önemli şey neydi?
Asla müzelik bir eser yapmak istemedik. Kimse 1972 yılını yeniden yaratmaya çalışan bir grubu dinlemek istemez. Bu imkânsız. Artık o insanlar değiliz. O zamandan beri koca bir ömür yaşadık. Bizim korumak istediğimiz şey tavırdı. Kimyaydı. Orijinal grup bir araya geldiğinde ortaya çıkan o tuhaf kişilikti. Grupta her zaman belli bir mizah anlayışı vardı. Her zaman tehlike vardı ama aynı zamanda komedi de vardı. Melodi vardı. Tuhaf fikirler vardı. Bizi farklı kılan şey buydu.
Yani eski tınlamaya çalışmıyorduk. Kendimiz gibi tınlamaya çalışıyorduk. Bence hayranlar bir şeyin samimi olduğunu anlayabiliyor. Nostaljiyi zorluyorsanız, insanlar bunu hemen fark eder. Ama eğer her zaman olduğunuz kişi oluyorsanız, o ruh doğal olarak ortaya çıkar.
7) Hollywood Vampires’da Johnny Depp ve Joe Perry ile harika bir kimya yakaladınız ve aynı zamanda yol boyunca kaybettiğiniz dostlarınızı da onurlandırdınız. Bu şarkıları seslendirirken, bu daha çok hüzün dolu bir anma töreni gibi mi yoksa onların hayatlarının bir kutlaması gibi mi geliyor?
Kesinlikle bir kutlama. Orijinal Hollywood Vampires, dostlarla dolu bir içki kulübüydü. Hayatımda tanıdığım en komik, en yetenekli insanlardan bazıları o grubun bir parçasıydı. Yıllar içinde birçoğunu kaybettik ve bu hayatın bir parçası. Ama bu şarkıları çalarken kayıpları düşünmüyorum. Anıları düşünüyorum. Kahkahaları düşünüyorum. Tüm çılgın hikâyeleri ve birlikte geçirdiğimiz o geceleri düşünüyorum.
Rock and roll bir kardeşlik bağıdır. Hepimiz aynı otellerde kaldık. Hepimiz aynı mekânlarda çaldık. Hepimiz aynı çılgın hayatı yaşadık. Bu yüzden Lemmy, Keith Moon veya kaybettiğimiz tüm o arkadaşlarımızı onurlandırırken, bu asla moral bozucu olmak zorunda değil. O adamlar bundan nefret ederdi. Onlar bizden amfilerin sesini daha da yükseltmemizi, hikâyeler anlatmamızı, gülmemizi ve müziği canlı tutmamızı isterlerdi. Bu, rock and roll dünyasında birine sunabileceğiniz en büyük saygı duruşudur. Şarkıları yaşatın ve partiyi devam ettirin!






